Seçilemeyen İncirler, Yaşanmamış İhtiimaller

Seçmek bir felç mi, yoksa özgürlük mü? Bu yazı, Sylvia Plath'ın Sırça Fanus'taki incir ağacı metaforunu Jaco Van Dormael'in Mr. Nobody filmiyle yan yana getiriyor. Dallarının kavşağında donup kalan Esther ile bir tren peronunda verdiği karardan binlerce hayat doğuran Nemo Nobody'nin hikâyesi, zaman, özgür irade ve alınmayan yollar üzerine şaşırtıcı bir diyalog kuruyor. Pişmanlık mı, tamamlanmışlık mı? Belki de her yol, doğru yoldur.

10/6/20263 min read

Sylvia Plath, Sırça Fanus‘ta genç Esther’in ağzından şunu söyler: Hayatını, her dalında farklı bir gelecek parlayan yeşil bir incir ağacı gibi görür. Bir incir eş olmak, bir diğeri ünlü bir şair, bir başkası Afrika yolculukları… Ama o, ağacın kavşağında oturur, seçemez. Ve seçemediği için incirler birer birer kararıp yere düşer. Bu, sadece 1950’lerin bunalmış bir genç kadınının hikayesi değil; seçimin kendisinin yarattığı bir felç halidir. Tam da bu yüzden 2009 yapımı Belçika-Fransız filmi Mr. Nobody, Plath’ın bu metaforunu perdede en derinden yaşatan eser olarak öne çıkıyor.

Jaco Van Dormael’in yazdığı ve yönettiği Mr. Nobody, insanlığın ölümsüzlüğe kavuştuğu 2092 yılında geçer. Jared Leto’nun canlandırdığı Nemo Nobody, yeryüzündeki son ölümlü insandır; 118 yaşında yansıttığı hayatları ise doğrusal değil, paralel ve çakışık biçimde aktarır. Filmin özünde, çocukluğunda yaşadığı tek bir an yatar: Bir tren istasyonu peronunda, annesiyle mi gitmelidir yoksa babasıyla mı kalmalıdır? Bu tek sorudan binlerce olası hayat doğar ve henüz seçmediği sürece her şey mümkündür.

İşte burada Plath’ın incir ağacı metaforu perdede cisimleşir. Film, her seçimin dallanarak farklı geleceklere açıldığını gösterir. Nemo Nobody, hayatının tüm olası versiyonlarını hatırlayan bir adam olarak zamanı, özgür iradeyi ve gerçekliğin doğasını sorgulatır. Esther’in ağaç kavşağında donarken incirlerini izlemesi gibi, küçük Nemo da o peronunda donar. Film, bu donmanın yarattığı bütün hayatları eş zamanlı olarak gösterme cüretini taşır.

Nemo’nun hayatında üç önemli kadın vardır; o, hepsiyle ayrı ayrı olmak üzere üçüyle de evlenir. Her yolun kendi içinde yeni seçimler doğurduğunu gösteren filmde, 9 yaşında ebeveynlerin ayrılması, 15 yaşında ilk aşk ve 34 yaşında evli bir baba olarak yaşanan kırılma noktaları, tekrar tekrar ele alınır. Bu yapı, Plath’ın incirlerini teker teker sayıp hangisini koparacağını bilememesinin sinematik karşılığıdır.

Van Dormael, filmde satrancın en zorlu pozisyonu olan “zugzwang”ı başvurur: Oyuncu hamle yapmak zorundadır, ama hangi hamlesi olursa olsun kaybedeceğini bilir; yine de seçmek durumundadır. Plath’ın Esther’i de tam bu kıskaçtadır. Seçmemek de bir seçimdir ve seçmemek, incirin çürüyüşünü izlemekle sonuçlanır.

Ancak iki eser arasında ince ama önemli bir fark vardır. Plath’ın metaforu, 1950’lerin toplumsal baskıları altında ezilen bir kadının gerçek kısıtlarını yansıtır; incir ağacı yalnızca kararsızlığın değil, cinsiyetin seçimi hiçbir zaman özgür ya da tarafsız kılmadığının simgesidir. Mr. Nobody ise bu felci evrensel bir varoluş sorusuna taşır; seçimin toplumsal değil, kozmik bir bağlamda imkansızlığını anlatır. Film, alınmayan yolları yas tutmak yerine her karar anında var olan olasılıkları kutlar.

Belki de bu yüzden Mr. Nobody, Plath’ın incir ağacının hem en sadık hem de en özgür yorumudur. Esther açlıktan ölürken; Nemo, tüm incirlerini aynı anda tatmış biri olarak hayatının sonuna gelir. Pişmanlık mı, tamamlanmışlık mı olduğu filmde kesin bir yanıt vermez. Ama şunu fısıldar: Belki de her yol, doğru yoldur.

Kült Sinema Kulübü

info@kültsinemakulübü.com

Necmettin Erbakan Üniversitesi Köyceğiz Kampüsü