Lasswell, Ruhi Çenet, Rocky ve Daha Birçoğu
Bir YouTube belgeseli nasıl elli milyon izlenmeye, bir ülkenin gündemine ve Beyaz Saray'a kadar uzanır? Ruhi Çenet'in Hasidik cemaatle geçirdiği 48 saati, Lasswell'in sihirli mermisinden Rocky IV'ün propagandasına uzanan bir hatta okuyoruz.
9/13/20262 min read
1985'te Rocky IV izleyicisi, ringde sadece iki boksör görmüyordu: sıcakkanlı bir Amerikalı ile soğuk, duygusuz bir Sovyet düşmanı görüyordu. Tek bir film kimsenin zihnini değiştirmez ama böyle anlatılar yıllar içinde birikince, izleyicinin "biz" ve "onlar" algısını sessizce şekillendirir. Bugün aynı mekanizmayı çok daha hızlı bir versiyonda, Ruhi Çenet'in New York'taki Hasidik Yahudi cemaatiyle geçirdiği 48 saati anlatan belgeselinde görüyoruz: kırk dakikaya sığdırılmış görüntüler, birkaç gün içinde elli milyona yakın izlenerek ABD'de kamu yardımları tartışmasını yeniden alevlendirdi, ünlü bir yayıncıyı (Asmongold) hayrete düşürdü, cemaat içinden sert tepkiler topladı ve sonunda Beyaz Saray'daki bir hahamlar ziyaretiyle iç içe geçerek siyasetin gündemine kadar sızdı.
İlk bakışta bu, Harold Lasswell'in "sihirli mermi" kuramını doğruluyor gibi görünür: mesaj izleyicinin zihnine doğrudan enjekte edilmiş, herkes aynı anda öfkelenmişti. Ama tablo hızla karmaşıklaşıyor: kimileri belgeseli "olağanüstü" bulurken kimileri "kötü niyetli", kimileri de "hatalarla dolu" diyor. Aynı görüntüler birbirine zıt tepkiler doğurunca, izleyicinin pasif bir alıcı değil aktif bir yorumlayıcı olduğu ortaya çıkıyor.
Peki bu kadar küçük bir video nasıl haftalarca ülke gündeminde kaldı? Burada devreye gündem belirleme kuramı giriyor: medya insanlara ne düşüneceklerini değil, neyi düşüneceklerini söyler. Belgesel, zaten var olan bir tartışmayı (kamu yardımları) yeniden ülkenin en görünür başlıklarından birine taşıdı. Herkesin aynı sonuca varmaması, medyanın sadece konuyu gündeme taşıdığının, yorumu izleyiciye bıraktığının kanıtı.
Cemaat içinde de ilginç bir sessizlik var: Görüşülen Chabad-Lubavitch grubu başta sadece kültürel bir video beklerken, iş siyasete (Siyonizm, İsrail bağları) döndü. Noelle-Neumann'ın suskunluk sarmalı kuramının anlattığı gibi, azınlıkta kaldığını hissedenler ya da baskın anlatıya aykırı düşenler, bu büyük tartışma gürültüsünde sessiz kaldı.
Asıl Rocky benzerliği ise burada: yetiştirme (ekme) kuramına göre görsel anlatılar, tek seferlik de olsa, izleyicinin zihnine kalıcı bir çerçeve "eker". Rocky Balboa'nın karşısındaki Sovyet nasıl soğuk ve insanlıktan uzak resmedildiyse, bu belgesel de izleyiciye tek oturumda "kapalı, gizemli, ayrıcalıklı bir topluluk" imgesini yerleştirdi.
Videonun bu kadar etkili olmasının bir nedeni de medya bağımlılık kuramıyla açıklanabilir: Hasidik cemaat dış dünyaya o kadar kapalı ki, ortalama bir izleyicinin bu topluluk hakkında belgeselden başka hiçbir bilgi kaynağı yok. Tek kaynak olan bir medya içeriği, doğal olarak devasa bir ikna gücüne sahip oluyor.
Son olarak, olaya iki farklı gözle bakılabilir. Liberal gelenek bunu, bağımsız bir içerik üreticisinin meşru bir kamu tartışmasını gün yüzüne çıkarması olarak okur. Eleştirel gelenek ise sorar: bu viral olma hali kimin çıkarına hizmet etti, hangi önyargıları besledi? Nitekim bazı yorumcular belgeseli antisemitik kalıpları güçlendirmekle suçlarken, cemaatten bazı isimler de kendilerinin rızası dışında bir "gösteri nesnesine" dönüştürüldüğünü savundu.
Kısacası: kamera hiçbir zaman masum değildir. Bir kurgu masasında verilen her karar (Örneğin Rocky IV'te Sovyet boksörü nasıl insansızlaştırdıysa) bugün de bir cemaati "gizemli" ya da "ayrıcalıklı" olarak çerçeveleyebilir. Belgesel, kurgusal filmden daha "gerçek" göründüğü için bu çerçeveleme gücü çoğu zaman fark edilmeden işler. Belki de bir sonraki izlediğimiz "gerçek" hikâyede sormamız gereken tek soru budur: kamera bu sefer kimi, neden bu şekilde gösteriyor?
