Kült Sinema Mahkemesi: Babam ve Oğlum

Bir insanın kendi idealleri için ödediği bedel en çok kime fatura edilir? Babam ve Oğlum'un en çok tartışılan karakteri Sadık’ın fırtınalı geçmişini, seçimlerini ve bir babanın arafını mercek altına alıyoruz.

6/20/20266 min read

Havva elmayı ısırdığında, insanlık tarihinin en büyük seçimini yarım yaptı. Ne tamamen bilgisiz kaldı, ne de özgürlüğün tüm ağırlığını sırtlandı. Ortada asılı kaldı ve bu yarım ısırık, nesiller boyu bize miras kaldı. Sadık da tam olarak böyleydi. Ne tam anlamıyla devrimciydi, ne de sadece bir babayı oynadı. Hayatının en kritik döneminde yarım bir seçim yaptı; hem inançlarını, hem ailesini, hem de kendini kurtarmaya çalıştı ve bu yarım kalmışlık, oğlu Deniz'in üzerine bir dağ gibi çöktü.

Bugün Sadık'ı yargılamıyoruz onu görünür kılıyoruz. Çünkü o, her babada var.

Sadık, 1970'lerin Türkiye'sinde idealist bir genç olarak ideallerinin peşinden giden, fırtınalı bir dönemde hapis hayatı ve büyük bedeller ödedikten yıllar sonra hasta, yorgun bir adam olarak geri dönen bir babadır. Oğlu Deniz, babasının yokluğunda büyükbaba ve büyükannenin elinde büyümüş; onu hem özlemiş hem de içten içe yargılamıştır. Film, bu iki adamın geç kalmış yeniden buluşmasını ve derin hesaplaşmasını anlatır. Sadık kötü bir insan değildir ama iyi niyetin sonuçları değiştirmediği yerde, biz onun seçimlerini mercek altına alacağız.

VAKA 1: İDEOLOJİ Mİ AİLE Mİ

SAVCI:

Sadık, bir çocuğun babaya en çok ihtiyaç duyduğu yıllarda onun yanında olamadı. Bunu ülke için, gelecek ve halk için yaptığını söyler. Ancak bir aile kurma sorumluluğunu alıp, ardından o dönemin tehlikeli siyasi kaosunun ortasında bir çocuk dünyaya getirmek, bile isteye o çocuğu babasız bırakma riskini göze almaktır. "Büyük davalar", bazen yakınındaki insanların sorumluluğundan kaçmanın en saygın görünen kılıfıdır.

VAKA 1 İÇİN SAVUNMA:

Sadık korkak değil, tam tersine bedelini en ağır şekilde ödemeye hazır bir adamdı. O dönemde siyasi mücadele bir hobi değil, gerçek bir inanç ve zorunluluktu. Ailesinden uzak kalması, onları bu tehlikeli hayatın getireceği cezalardan ve namlulardan koruma çabasıydı. Bir insan hem dönemin getirdiği o tarihsel sorumluluktan kaçamaz hem de evde konforlu bir şekilde oturamazdı; Sadık kendi kuşağının trajik bedelini ödedi.

VAKA 2: DÖNÜŞÜN FATURASI

SAVCI:

Sadık, hasta ve yorgun döndüğünde artık Deniz için yaslanacak bir çınar değil, taşınması gereken bir yük olarak çıktı karşısına. Deniz'den özür diledi ama bu özür bir çocuğun büyürken hissettiği o devasa boşluğu doldurmaz. Dahası, döndüğünde bile anlatıyı yine kendi etrafına kurdu: kendi hastalığı, kendi pişmanlığı, kendi acısı. Deniz, yıllarca beklediği babasına kavuştuğu an, yine ona bakmak ve onu affetmekle yükümlü kılındı.

VAKA 2 İÇİN SAVUNMA:

Dönmek, gitmekten çok daha zordur. Sadık'ın o eve dönüşü, kaçmaktan daha büyük bir cesaret gerektirir. Hayatının yanlışlarıyla, eksikleriyle yüzleşmek, evladının gözünde küçülmeyi göze alarak o kapıya dayanmak bir teslimiyettir. Üstelik bu dönüş bencillikten değil, ömrü tükenirken oğluna güvenli bir gelecek ve sığınacak bir aile (dede evi) bırakma çabasındandır.

VAKA 3: SEVGİYİ SÖYLEMEYİ BİLEMEMEK

SAVCI:

Sadık oğlunu sever ama bu sevgiyi hiçbir zaman doğru ve zamanında aktaramaz. Filmde hep görürüz: ya çok geç konuşur, ya yanlış şeyi söyler ya da sessizliğe gömülür. Bu sessizlik sadece bir iletişim becerisi eksikliği değildir; karşı tarafın duygusal beklentisini karşılamaktan kaçıştır. Deniz, babasının sevgisini gerçekten hak ettiğini hissetmek için bir ömür beklemek zorunda kaldı.

Sadık'ın kuşağı, coğrafyası ve yetiştiği dönem "seviyorum" demeyi öğrenerek büyümedi. Bu bireysel bir karakter kusuru değil, toplumsal ve kültürel bir mirastır. Dahası, Sadık sevgisini sözcüklerin ucuzluğuna değil, eylemin ağırlığına bıraktı: her şeye rağmen döndü, oğlunun dünyasına dahil olmaya ve ona bir gelecek inşa etmeye çalıştı.

VAKA 3 İÇİN SAVUNMA:

VAKA 4: KAHRAMANLIK MİTİ Mİ, GERÇEK Mİ?

SAVCI:

Sadık, oğlunun zihninde ve ona anlattığı hikâyelerde kendini bir kahraman gibi çizer; davası uğruna her şeyi göze almış korkusuz bir figür. Ama madalyonun diğer yüzünde Deniz'in yaşadığı somut bir yalnızlık ve parçalanmış bir aile gerçeği vardır. Sadık, kendi geçmişine ve eylemlerine romantik bir efsane kurarken, oğlunun çocukluk boyunca çektiği gerçek acıyı gölgeler. Kahraman rolünü oynamak baba olmaktan daha kolaydır çünkü kahramanlardan evdeki gündelik ihmallerin hesabı sorulmaz.

VAKA 4 İÇİN SAVUNMA:

Bir insanın yaşadığı ağır travmaları ve hapis yıllarını anlamlandırmak için bir anlatıya sığınması suç değil, hayatta kalma refleksidir. Sadık, o yılların ağırlığını başka türlü taşıyamazdı. Üstelik bu mit sadece kendisi için değil; babasız büyüyen Deniz'in de "Babam beni bırakıp gitmedi, o büyük bir mücadelenin içindeydi" diyerek hayata tutunabilmesi ve babasıyla gurur duyabilmesi için inşa edilmiş bir köprüydü.

FİNAL KARARI VE KAPANIŞ:

Sadık’ı kaderine terk ettiği o yıllar için değil, bir çocuğu bu fırtınanın ortasında bırakan seçimleri için suçluyorum. O, inançları ile sevdikleri arasında sıkışıp kalan, elmayı ne tam ısıran ne de bırakan adamdır. Deniz'in çocukluk boyu çektiği o somut acı gerçektir ve hiçbir iyi niyet bu gerçeği silmeye yetmez. İşte bu yüzden adalet, evlatların kırık dökük büyüdüğü o evlerin vicdanında tecelli eden bir hakikattir. Sanık Sadık, fırtınalı bir dönemin ortasında bir çocuk dünyaya getirip onun güvenliğini belirsizliğe teslim ederek babalık sorumluluğunu katletmiştir.

Önünüze serilmiş bu dosya sadece bir adamın hayat kronolojisi değil; bireysel inançlarımızın, en yakınlarımıza duyduğumuz sorumluluğun neresinde bittiğinin kanıtıdır. Biz delilleri sunduk, Sadık'ın geçmişteki kararlarının Deniz’in çocukluğunda nasıl derin bir gölgeye dönüştüğünü deşifre ettik. Şimdi şu sorularla baş başasınız:

  • İdealizm, bir çocuğun babasız büyümesinin bahanesi olabilir mi?

  • Sadık bir suçlu mu, yoksa bizim "kuşaklar boyu" izlemeye, hak vermeye ve normalleştirmeye çalıştığımız o arafta kalmış 'mağdur' babalardan biri mi?

  • Sadık elmayı daha sert ısırsaydı —yani ya inançlarından tamamen vazgeçip sadece bir baba olsaydı ya da arkasına hiç bakmayan tam bir devrimci olsaydı— Deniz’in hayatı daha mı kolay olurdu? Yoksa insanı en çok yıpratan şey bu yarım kalmışlık mıdır?

SİZCE SADIK MAHKÛM MU EDİLMELİ YOKSA BERAAT Mİ VERİLMELİ? KENDİ ADALETİNİZİ VE BU SORULARA CEVAPLARINIZI YORUMLARDA BELİRTEBİLİRSİNİZ.

Kült Sinema Kulübü

info@kültsinemakulübü.com

Necmettin Erbakan Üniversitesi Köyceğiz Kampüsü