Kampüsün Moda İkonları 2
Onu görmediğinizi sanıyorsunuz ama o sizi çoktan gördü. Mühendislik Fakültesi'nin dumanlı kantininde, ring sırasındaki o bitmek bilmeyen bekleyişlerde ya da sınıfınızda... Kampüsün ahlak polisi yine iş başında! Kimler sınıfta kaldı, kimler o 45 numara kunduralarla yakalandı? İkinci dosyamız yayında. Keyifli okumalar ama dikkat edin; bir sonraki yazının konusu sizin kombininiz olabilir!
Ahlak Polisi
3/13/20263 min read


Bu hafta gözümüzü kanatan kombinlere geçmeden önce küçük bir bilgilendirme yapalım ki önce giydiğiniz her şeyin bir anlam taşıyıp sizin üzerinizde şekillendiğini daha sonrada nasıl kombin yapmamanız gerektiğini öğretelim.
Öncelikle şunu netleştirelim: Her blazer ceket şık değildir. Blazer ya sizi güçlü gösterir ya da tam aksine tamamen gölgede bırakır. Bunun kumaş, kesim, doku gibi teknik tarafları elbette var ama o kısım terzilerin işi. Biz daha çok blazer’ın olur olmadık her kombinle harcanmasıyla ilgileniyoruz.
Kampüste gördüğümüz kombinlerin büyük bir kısmı sadece “gölgede kalmakla” kalmıyor, neredeyse hiç var olamıyor. Oysa blazer, ilk ortaya çıktığında bir devrimdi. Güç, duruş ve ciddiyet sembolüyken bugün “üstüne at çık” parçasına dönüştürülmesi gerçekten rahatsız edici.
Özellikle blazer’ı sıradan bir kombinin star parçası sanmak, parçanın ruhuna yapılmış büyük bir haksızlık. Blazer; iş hayatında takım elbisenin daha rahat, daha nefes alan bir türevi olarak tasarlanmıştır. Resmi gibi durur ama resmi değildir. Takım elbise kadar boğmaz ama ağırlığını da kaybetmez.Bugün ise çoğu zaman giyeni olduğundan +10 yaş büyük gösteren, amacından tamamen kopmuş kombinlerin içinde görüyoruz.
Burada asıl gözümüzü kanatan şey, blazerin sıradanlaştırılmasının yanı sıra; güçlü, maskülen kadın imajı iddiasıyla çıkılıp ortaya bambaşka bir görüntü konması. Siyah blazerin altına siyah badi, altına ışıltılı taşlı bir pantolon, üstüne bir de kurdeleli topuklu ayakkabı… Bu neyin kombini tam olarak? Okuldan çıkıp iş görüşmesine, oradan da kulübe mi geçiyorsun? Eğer tüm gününüzü taşıyacak bir kombin arıyorsanız bu kombin kesinlikle o kombin değil. Ayrıca “herkes yapıyor” bahanesiyle blazerı sıradan bir ceket gibi kullanmayı bırakın. Bu parça, ağırlığı ve duruşu olan şık bir parçadır; öyle olmak zorundadır.
Ve evet, sizin hayatınızda bu kadar koşuşturma yok. Bunu da ring beklerken bağıra çağıra yaptığınız sohbetlerden biliyoruz. Hani nerede o iş kadını havası? Hani nerede klasik, şık, kendi ayakları üzerinde duran güçlü kadın imajı? Lütfen blazer’ı sıradan bir ceket gibi değil; ağırlığı, duruşu ve anlamı olan şık bir parça olarak kullanın.
Blazer ceket anlamını bu kadar kaybetmişken, erkeklerin hâlâ skinny jean giymesine yıllardır anlam veremiyoruz. Hayatımda skinny jean giyip de yakışanı tek bir erkek bile görmedim. Ne fiziki olarak, ne duruş olarak, ne de stil açısından.
Bu kadar dar bir pantolonun altına, ayağınıza iki beden büyükmüş gibi duran 45 numara kundura çekmeniz ise apayrı bir muamma. Orantı diye bir şey var. Ağırlık diye bir şey var. Yıllardır konuşuluyor bu konu; neden hâlâ vazgeçilemiyor, gerçekten bilmiyoruz.Bu kadar insan aynı şeyi söylüyorsa, belki de durup bir düşünmek gerekiyordur. Çünkü mesele trend değil, mesele yakışmak. Ve skinny jean, erkek stilinde bunu başaramıyor.
Aslında blazer ceket de skinny jean de aynı yerden anlamını kaybediyor. Parçalar kötü olduğu için değil, düşünmeden tüketildiği için. Bir dönem gücü, duruşu ya da karakteri temsil eden şeyler; bugün “herkes giyiyor” refleksiyle, kimliksiz kombinlerin içine sıkışıyor. İnsanlar kendine yakışanı, kendini temsil edeni aramak yerine çanı çalana koşan bir sürü gibi davranıyor. Giyinmek bir ifade alanıyken, taklit yarışına dönüyor. Ve en acısı şu: Herkes trendin peşinden koşarken, kimse gerçekten görünür olmuyor.


