Hiç Olmamışlar: Sinemanın Mutlak Butlanları

Mutlak butlan, bir şeyi geçmişe dönük olarak yok saymaktır yani tarihin üzerine beyaz bir örtü sermektir. Sinema bu örtüyü çok iyi tanır; Yılmaz Güney’den Hollywood’a, Eisenstein’dan sessiz sinemanın kayıp yüzde seksenine kadar neredeyse her hikaye bunun izlerini taşır. Ama olan şey, olmuştur.

Sinema Mahkemesi

5/22/20263 min read

Hukukta bir kavram vardır: Mutlak Butlan. Bir işlemin, sözleşmenin veya kararın doğduğu andan itibaren tamamen geçersiz, yok hükmünde sayılması demektir. Geri alınamaz, tamir edilemez; sanki tarihte hiç var olmamış gibi davranılır. Mahkeme “bu olmadı” dediğinde, olan şey yok sayılır; imzalar atılmamış, oylar kullanılmamış, kurultay toplanmamış kabul edilir. Hukuk, bazen tarihin üzerine beyaz bir örtü serer. Sinema bu örtüyü çok iyi tanır ve sinema tarihi bize şunu öğretir: bu örtüyü serenlerin ellerinde her zaman güç vardı, altında kalanların ise yalnızca filmleri.

1970’lerin Türkiye’sinde Yılmaz Güney, hem tutukluyken hem de sürgündeyken film yaptı. Yol (1982), cezaevindeyken yazdığı notlarla, dışarıdaki ekibinin çekimleriyle tamamlandı. Film, Türkiye’nin o yıllarda gerçekliğini acımasız bir dürüstlükle yansıtıyordu: cezaevinden çıkan beş mahkumun izin haftasını anlatan hikaye, özgürlüğün ne kadar kırılgan, devlet baskısının ne kadar somut olduğunun kanıtıydı. Cannes’da Altın Palmiye aldı ama Türkiye’de uzun yıllar yasaktı; adı kataloglardan silindi, gösterimleri engellendi, konuşulması bile tehlikeliydi. Filmler vardı, seyircisi de ödülleri de vardı ama devlet “yok” dedi. Güney’in filmlerini yok saymak, yalnızca bir sanatçıyı susturmak değildi. O filmlerdeki karakterler Anadolu’nun gerçek insanlarıydı: yoksullar, mahkumlar ve göç edenler. Onları yok saymak, bu insanların hikayelerini de yok saymaktı. Mutlak butlan böyle çalışır: sadece bir ismi değil, o ismin temsil ettiği her şeyi siler.

1934’te hayata giren Hays Code, Hollywood’un kendi kendine uyguladığı bir sansür rejimiydi. Stüdyolar, dışarıdan zorlanmayı beklemedi; siyasi baskı kapıya dayanmadan önce kendi anahtarlarını teslim ettiler.

Sylvia Scarlett (1935) bu baskının somut bir örneğidir. Katharine Hepburn, erkek kılığına giren ve cinsiyet sınırlarını rahatsız edici bir özgürlükle aşan bir kadını canlandırıyordu. Hays Code’un yarattığı baskı ortamında bu tür karakterler artık sürdürülemezdi; normu sorgulayan kadın figürler ekrandan sistematik olarak silindi ya da “terbiye edilmiş” versiyonlarıyla yeniden yazıldı. Olan şey olmamış sayıldı ve bu hiçbir zaman tesadüf olmadı.

Sergei Eisenstein, Sovyet sinemasının kurucu babalarından biriydi. Potemkin Zırhlısı (1925) ile montaj tekniğini yeniden icat edip devrim propagandasının en güçlü araçlarından birini yarattı ama zamanla ideolojik beklentileri karşılayamadı. Eisenstein kendi sisteminin içinde, kendi ürettiği araçlarla yok sayıldı. Bu vakanın en acı ironisi şu: Eisenstein devlet için film yapmıştı ama devlet ona “yoksun” dedi.

Sessiz sinema dönemine gelecek olursak bu döneminde üretilen filmlerin yaklaşık yüzde sekseni bugün mevcut değil. Nitrat filmler yanıp yok oldu, stüdyolar depoları temizledi, arşivlere yatırım yapılmadı. Bunlar için mahkeme kararına gerek yoktu. Zaman ve ilgisizlik, mutlak butlanı kendiliğinden uyguladı ama bu kayıpların büyük çoğunluğu önlenebilirdi. Kaybolan filmlerin önemli bir kısmı kadın yönetmenlerin, siyah oyuncuların, azınlık topluluklarının hikayeleriydi. Neyin korunmaya değer görüldüğü, neyin “kendiliğinden” yok olmasına izin verildiği ve daha birçoğu bir tür butlandır.

Sinema tarihi, “hiç olmamış sayılan” anlarla dolu. Bazen devlet eli, bazen endüstrinin kendi kuralları, bazen yalnızca zaman ve kayıtsızlık. Her biri farklı bir mekanizma ama hepsi aynı sonuca ulaşır ve hepsi aynı soruyu sormamızı gerektirir: Kim karar veriyor? Neyin var olduğuna, neyin hiç olmadığına kim hükmediyor?

Mutlak butlan kavramı, olmuş bir şeyi hukuken yok saymak için icat edilmiş bir araçtır ama sinemacılar çoktan öğrenmişti: bir şeyi yok saymak onu gerçekten yok etmez. Güney’in filmleri hâlâ duruyor. Eisenstein’ın adı hâlâ ders kitaplarında. Kayıp filmlerin bazıları hâlâ bulunuyor.

Olan şey, olmuştur. Üzerine ne örtülürse örtülsün, kim “yok” derse desin.

Kült Sinema Kulübü

info@kültsinemakulübü.com

Necmettin Erbakan Üniversitesi Köyceğiz Kampüsü