Duyguların Görünmez Mimarı: Culpa Serisine Alternatif Bir Soundtrack
Bir sahneyi izlerken aslında neyi görürüz, yoksa bize neyi hissetmemiz söylenir? Culpa serisinin parlak atmosferini hepimizin aklından geçen farklı şarkılarla yeniden kurguladığımızda karşımıza çıkan şey sadece bir gençlik aşkı değil; çözülmesi imkânsız bir "kader düğümü." Müziğin sahneleri nasıl yönettiğini ve Nick ile Noah’ın toksik bağını notalar üzerinden yeniden okuyoruz.
Perde Arkası Gezgin
2/10/20264 min read


Bir filmi izlerken çoğu zaman sahneye değil, o sahnede bana ne hissettirildiğine odaklanıyorum. Çünkü çoğu zaman his; karakterlerden çok müzikle kuruluyor. Culpa serisini izlerken bunu fazlasıyla fark ettim. Aynı ilişkiyi izliyoruz ama müzik yükseldikçe yaşananlar daha tutkulu, daha vazgeçilmez ve daha romantik gibi gösteriliyor. Bu his, filmi daha etkileyici ve akılda kalıcı kılıyor.
Nick’in araba yarışına katılmak için pistte beklediği sahneyle, Noah’ın kalabalığın içinden yürüdüğü anı düşünelim... Noah kalabalığın arasında ilerlerken Nick’in bakışları o kadar dikkat çekiciydi ki sahne neredeyse müziksiz bile konuşuyordu. Ama tam o anda Cigarettes After Sex – K. şarkısının giriş kısmı çalsaydı, sahnenin duygusu çok daha yoğun ve içe işleyen bir hâl alırdı. O bakışlar sadece bir çekim değil, bastırılmış bir arzu gibi hissedilirdi.



Genel olarak filme baktığımda ise Lana Del Rey – Dark Paradise, bu aşkın ne kadar yıkıcı ve tehlikeli olabileceğini çok daha erken hissettirebilecek bir parça olurdu. İlişki, romantik bir heyecan gibi değil; baştan sona riskli bir bağ olarak algılanırdı.
Culpa Tuya’da ilişki artık net bir şekilde çatlamaya başlıyor. İlişkinin başındaki o kontrolsüz çekim, yerini yavaş yavaş çatışmalara ve sessiz kırılmalara bırakıyor. Bu filmde müzikler; romantik bir aşk anlatısından çok, ilişkinin içindeki huzursuzluğu ve toksikliği öne çıkarabilecek güçlü bir araç hâline gelebilirdi.



Noah ve Nick’in yağmur altındaki sahneleri mesela... Görsel olarak o kadar güçlü ve duygusal ki sahne neredeyse kendi başına konuşuyor. Tam o anda Şebnem Ferah – Mayın Tarlası çalsaydı, sahne sadece romantik değil, aynı zamanda tehlikeli ve yıpratıcı bir ilişkiyi simgelerdi. Aşkın içinde yürürken her adımda incinme ihtimali olan bir hâl… Şarkı, sahneye bambaşka bir derinlik katardı.



Tabii bu mümkün değil ama biraz da hayal gücümüzü devreye sokalım: Filmin başlarında Nick ve Noah arasında mesafenin yavaş yavaş hissedilmeye başladığı sahnelerde The Neighbourhood – Softcore gibi bir şarkı kullanılsaydı, aralarındaki çekim romantik değil, rahatsız edici bir bağ gibi algılanırdı. Bu müzik; “birbirimizi istiyoruz ama birbirimize iyi gelmiyoruz” hissini çok daha net verir ve ilişkinin toksik tarafını erken bir noktada açığa çıkarırdı.



Culpa Nuestra, her şeyin toparlanmaya çalışıldığı ve umut hissinin daha fazla öne çıktığı bir film. Ama açıkçası ben bu kadar net bir son beklemiyordum. Hikâyede yarım kalan o kadar çok şey vardı ki bazı konuların daha derin işlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yine de Nuestra, bende tek bir duyguya denk düşüyor: Benim için bu film direkt Ati242 – Her Nerdeysen. Daha jenerik başladığı anda o şarkının hissini veriyor.



Aralarında ne kadar toksik bir bağ olursa olsun, kopamayan bir ilişki izliyoruz. İkisi de farklı hayatlar kurmaya çalışıyor ama birbirlerini her gördüklerinde her şey eski hâline dönüyor. O his o kadar tanıdık ki… Sanki ne kadar kaçarsan kaç, bazı insanlar hep aynı yerde duruyor.
İnsanlar arasında “kader ipi” denilen bir inanış var. Birbirinin hayatında önemli olacak insanların, özellikle aşkta, görünmez bir kırmızı ip ile bağlı olduğuna inanılır. Bu ip kopmaz; dolaşır, gerilir, insanlar uzaklaşır, yollar ayrılır ama sonunda bir noktada mutlaka tekrar kesişir. Filmi izleyenler bilir; Noah ve Nick’in düğüm dövmesi tam olarak bu hissi anlatıyor. Ne kadar karmaşık, ne kadar iç içe geçmiş olursa olsun, çözülmeyen bir bağ. Culpa Nuestra’yı benim için anlamlı yapan şey de tam olarak bu: Mutlu bir son değil, kopamayan bir hikâye izliyor olmamız.
Belki de Culpa serisini bu kadar etkileyici yapan şey, anlatılan aşkın kusursuz olması değil; tam tersine eksik, yorucu ve zaman zaman toksik olması ama yine de kopamaması. Müzik ise çoğu zaman duyguyu anlatmaktan çok, duyguyu yönlendiriyor. Aynı sahne, aynı oyuncular… Ama müzik değiştiğinde his de değişiyor. Bazen hissettiğimiz şey bize ait olmuyor; bize hissettirilen bir şey hâline geliyor.


