Bu Filmi Hitler de Severdi: Phantom Thread

Hitler denince akla savaş, yıkım ve diktatörlük gelir; bir moda tasarımcısının dünyası değil. Ancak Alma ile Eva Braun’un tarihteki görünmezliği arasında sarsıcı bir bağ var. Güç, narsisizm ve aşk maskesi ardına saklanan o tehlikeli ilişki dinamiğine çok farklı bir yerden bakıyoruz.

6/24/20263 min read

Eva Braun, 17 yaşında bir fotoğraf stüdyosunda çalışırken “Herr Wolff” takma adıyla tanıştırılan bir adamın hayatına girdi. O adam Hitler’di. Yıllar boyunca onun yanında kaldı; ama bu “yanında olmak” hiçbir zaman gerçek anlamda yanında olmak değildi. Üst düzey misafirler geldiğinde yatak odasının bitişiğindeki odaya çekilmek zorunda kalıyordu. Kamuoyundan saklanıyor, varlığı reddediliyordu. Buna rağmen ülkesi bombalanırken bile gitmedi. “Seni sonuna kadar yalnız bırakmayacağım” dedi ve bırakmadı. İkisi bir sığınakta, 40 saatlik bir evliliğin ardından siyanürle hayata gözlerini yumdu. Eva Braun’un hikayesi çoğu zaman bir aşk hikayesi olarak anlatılıyor ama aslında bir silinme hikayesi.

Paul Thomas Anderson’ın 2017 yapımı Phantom Thread filmi de tam olarak böyle bir silinmenin hikayesi. Film, 1950’lerin Londra’sında yaşayan ünlü moda tasarımcısı Reynolds Woodcock’u anlatıyor. Reynolds soğuk, narsistik, dünyayı yalnızca kendi estetik vizyonundan ibaret gören bir adam. Hayatına genç bir kadın giriyor: Alma. Reynolds onu seviyor ama bu sevgi her zaman koşullu, her zaman kontrolün gölgesinde. Alma zamanla o ilişkinin kurallarını öğreniyor: sesini kısıyor, varlığını küçültüyor, onun ritmine göre yaşamaya başlıyor. Bir noktada Reynolds ona şunu söylüyor: “Hayatımda yer var, ama çok fazla yer yok.” Eva Braun bunu hiç duymadı ama bütün hayatı boyunca tam olarak bunu yaşadı.

Hitler’in Eva’ya yaklaşımıyla Reynolds’ın Alma’ya yaklaşımı arasındaki benzerlik tesadüf değil; bir iktidar arketipinin farklı yüzleri. Her ikisinde de güçlü adam, kadını hayatının içine alıyor ama kamusal alanda saklamayı tercih ediyor. Her ikisinde de kadın, o ilişkiyi ayakta tutmak için kendinden bir şeyler yitiriyor ve her ikisinde de bu fedakarlık hem kadın tarafından, hem de dışarıdan bakanlarca sevgi olarak kodlanıyor. Eva Braun iki kez intihar girişiminde bulundu; bir kez babasının silahıyla, bir kez 35 hapla. Her seferinde Hitler’den haber alamadığı dönemlerde. Ama tarih onu trajik bir aşık olarak hatırlıyor, yavaş yavaş silinen bir insan olarak değil.

Hitler bu filmi severdi çünkü Phantom Thread, onun gibi adamları haklı kılan bir anlatı sunuyor, farkında olmadan. Reynolds’ın dehası o kadar büyük gösteriliyor ki, Alma’nın katlandıkları bir bedel gibi değil, neredeyse bir ayrıcalık gibi görünüyor. Büyük adamın yanında durabilmek kendi başına bir kimlik haline geliyor. Eva Braun da bu mantığın içinde yaşadı. Hitler’in yanında olmak, tüm görünmezliğine ve aşağılanmasına rağmen onun için bir anlam taşıyordu. İzleyici Alma’ya empati kuruyor ama empati kurduğu şey, aslında kendi özgürlüğünü adım adım teslim eden bir kadının iç dünyası. Anderson bunu büyük bir ustalıkla yapıyor: Reynolds’ı sevimsiz göstermeden bu dinamiği anlatıyor. Tıpkı Hitler’in çevresindeki insanların onu her şeye rağmen karizmatik bulması gibi.

Phantom Thread güzel bir film ama güzelliği biraz da tehlikesinden geliyor. İzleyiciyi Reynolds’ın büyüsüne kaptırırken aslında tarih boyunca pek çok kadının yaşadığı bir tuzağı beyaz perdeye taşıyor. Eva Braun bu tuzağa düştü ve bir sığınakta hayatını yitirdi. Alma ise filmde kendi çıkış yolunu başka bir biçimde buluyor; teslim olmak yerine gücü manipüle etmeyi, adamı zehirleyerek kendine muhtaç etmeyi seçiyor. Fakat bu yolun kendisi de sistemin ne kadar içine işlediğini gösteriyor; çünkü Alma kurtulmak için celladının silahını kuşanıyor ve oyunu onun kurallarıyla oynamaya başlıyor. İki kadın, iki farklı kurgu; ama aynı soruyu soruyorlar: Bir insanı seven biri, o sevgi adına kendinden ne kadar vazgeçebilir? Ve biz — izleyenler ya da tarih — bu soruyu sormak yerine ne zaman büyülü bir aşk hikayesi görmeye başlarız?

Kült Sinema Kulübü

info@kültsinemakulübü.com

Necmettin Erbakan Üniversitesi Köyceğiz Kampüsü