23 Nisan: Taso Dolduran Çocuklardan Mermi Dolduran Çocuklara

Bugün 23 Nisan, normal şartlarda neşe doluyor insan. Ama gelin görün ki her üç çocuktan birinin zorla evlendirildiği, KAYITLI OLARAK 1 milyonu aşkın çocuğun çalıştırıldığı, madde kullanım yaşının 12'ye kadar indiği ve doğar doğmaz gözünü 140 bin TL kamu borcuyla açan bebekleri görünce pekte neşeyle dolamıyor insan. Neyse konumuz bu değil.

Ahlak Polisi

4/23/20262 min read

Bugün, Mustafa Kemal Atatürk’ün önce çocuklara, ardından ülkemize verdiği en büyük armağanlardan biridir. 23 Nisan, taptaze bir ülkenin meclisinin açıldığı ve ulusal egemenliğin yani halkın söz hakkının ilan edildiği günün dünyada ilk kez çocuklara bayram olarak armağan edilmesidir. Peki bugün neden hem ulusal egemenlik hem de çocuk bayramıdır? Çünkü bir ulusun egemenliği, çocuklarına verdiği değerle mümkündür. İyi yetişen çocuklar büyür; hem kendi hemde ulusal egemenliği ilim ve irfanla korur. Fakat bugünün anlamı biraz yanlış anlaşılıyor gibi.

Atatürk çocuklarımızı başının üstüne koyarken, bazıları lütfedip bir günlüğüne meclis koltuklarına oturtuyor. Günümüzde büyükler; çocuklara kendi yazdıkları şiirleri şarkıları okutup dans ettirerek gün sonunda vicdanlarını rahatlatıyor. Bayramları şekilci bir kutlamadan ibaret görüp asıl sorumluluğumuzu unutuyoruz. Oysa mesele koltuk devretmek değil, o koltukların gelecekteki sahiplerine nasıl bir dünya bıraktığımızdır. Neyse, konumuz bu da değil.

Sahi neydi bizim konumuz?

Devletin denetimsizliği mi, okullara bir kalıp sabun koymaktan aciz sosyal koruma kalkanlarının zayıflığı mı? Yoksa ebeveynlerin 'özgüven' adı altında çocuklarını narsist ve bencil bireylere dönüştürmesi mi?

Asıl mesele; bayram ilan ettiğimiz çocukların en temel haklarını bile lükse dönüştürmüş olmamız. Bugün okullarımızda çocuklarımızın sadece geleceğini değil, fiziksel güvenliğini ve sağlığını bile korumakta zorlanıyoruz. Düşünsenize; bir çocuğun okul tuvaletinde sabun bulabilmesi 'başarı', okul bahçesinde şiddetten veya akran zorbalığından uzak kalabilmesi ise artık bir 'şans' haline gelmiş durumda.

Oysa bizim zamanımızda okuldaki tek korkumuz, okul forması giymediğimiz için hocayla göz göze gelmekti, oysa şimdi çocukların tek korkusu yaşıtı olan bir tetikçiyle karşılaşmak. Biz ceplerimize taso, misket doldurup heyecanla okula koşarken; şimdiki çocuklar ise çantalarına mermi doldurup giden akranlarıyla aynı sıraları paylaşıyor. En temel hakları olan eğitimi bile can korkusuyla almak zorunda kaldıkları bu düzende, çocukların bayramını kutlamak aslında hepimizin ortak utancı. İşin en acı kısmı ise, bu ağır gerçeklerin altında ezildiğimiz bir günün ardından, sadece 24 saat sonra gündemin sanki hiçbir şey olmamış gibi değişeceğini bilmek. Oysa ulusal egemenlik; borçla doğan, okulda can güvenliği endişesi taşıyan veya eğitimden koparılan çocukların omuzlarında yükselemez.

Gerçek bayram; ancak her çocuğun Atatürk'ün hayalindeki o fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bireylere dönüşebildiği, her gününün güvenle geçtiği bir iklimde mümkün olabilir. İşte o zaman sadece 23 Nisan'da değil, yılın her günü neşeyle dolabilir insan.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun!